Margaret Thatcher’ın kraliyet ressamı Richard Stone imzalı yarım portresi.
Sabahın altısında ayağa dikilince el mahkum, ben de kendimi Thatcher’ın biyografisini okurken buldum. (İnsan afyonu patlamadan internete terlikle girince en garip, günün, saatin ruhuna en uymayan şeylere bakarken buluyor kendini) Bu kadar büyük hırs, metanet hikayelerini okurken, kesin size de oluyordur, herkese malum büyük adımları değil de, daha minik, günlük zaferlerini merak etmeye başlıyorsun. Thatcher ilkokulda nasıldı? Sessiz miydi? Dişlek dişlek kıl ediyor muydu herkesi?
On, on bir yaşlarımda evimize bir şekilde girmiş bir biyografisini bulmuştum Tansu Çiller’in, yanılmıyorsam yazarı da Faruk Bilici’ydi. O kadar acayip gelmişti ki okuduklarım, yarı anlar yarı anlamaz, kitabı bir günde bitirmiştim. Somut, kafakıran türde başarının ne demek olduğunu bilmediğimden ve belki de içimde öyle bir şey olmadığını hissedip çok merak ettiğimden Çiller’in öğrencilik yıllarını anlatan bölümleri korku ve hayranlıkla okumuştum. Laftan anlamamak ne demekti, rakiplerini dirseklemek nasıl oluyordu, lisede etrafındakileri kafası karışık bir şapşal ordusu değil de birer rakip olarak görmeyi nasıl başarıyordu insan… Israrla alınacak ders bulmaya çalıştığımı ama bulamadığımı hatırlıyorum.
Mesela kitapta Çiller’in üniversite yıllarında sınav öncesi kütüphane rezervinde olan çalışma kitaplarını yürüttüğü, sınavla ilgili bölümlerden kendisinden başkası yararlanmasın diye sözkonusu sayfaları cart curt yırttığı yazıyordu. Okuyunca aklım çıkmıştı. Kütüphane kitabı yırtmak! Başkası bakmasın diye yapmak! Bunu düşünmesinde rol oynayan kurnazlık benim aklıma bile gelmezdi, o yüzden yalan yok, bu kısmı bende hafif bir hayranlık uyandırmıştı. Ama yaptığı son kertede korkunç bir şeydi, o yüzden biraz da korku. Ama bu gibi ayrıntılar kafama hakikaten kazınmış işte, ve Tansu Çiller’den ve tepemize musallat ettiği rezilliklerden azade olarak, başarı ve hırsla ilgili başka türlü fikirleri aklıma yerleştirmiş. Belki kitaptakilerin hepsi palavraydı. Belki de doğruydu. Ama o kadar da önemli değil.
Mesela Thatcher’ın Wikipedia sayfasında da üniversite yıllarında başvurduğu bir burs için ret aldığı, fakat son anda başka bir öğrencinin burs ayrıcalığından vazgeçmesi üzerine eğitimine bu bursla devam ettiği yazıyordu. Ay acaba neler olmuştu? Saat sekize yaklaştığında Google Images’dan Thatcher’ın onlarca fotoğrafındaki yüzüne bakmaya başladım. Ne acayip bir surat. Ne acayip bir hayat.
Biz uyurken yüzlerce dirsekleme uzmanı ve de hırs bombaları hayranlık verici biçimde kendi tasarladıkları dağlarına tırmanıyorlar. Dünya devasa bir plan, hayal ve oyun yeri. Hepsinin kulaklarından dumanlar çıkıyor. Böyle düşününce inanılmaz bir şey. Velhasıl kelam (Ay bu nerden çıktıysa Engin Noyan gibi) ben doğru düzgün bir biyografisini okumaya başlayacağım galiba Thatcher’ın. İçinde bu tarz acayiplikler varsa, rakiplerinin ayağına okunmuş çörek otu atmışlığı, merdivenine büyülü hayvan çişi dökmüşlüğü varsa sizi de haberdar edeceğim.