Geçen hafta arkaplanımızdaki poninin kaçırılması olayının çözülmesinde yardımları olan 93 Numara okuru Zeynep T. bir şey yollamıştı bana, ilgilenirim diye: Bélmez Suratları! Sayfayı açıp bakmış, gerçekten de ilgileneceğim bir şey olduğuna karar vermiş ama “Şu an kendi suratımla ilgilenecek takatim yok,” diyerek sonraya yollamıştım. Şimdi öyle hissetmiyorum. Şimdi Bélmez Suratları’nın yanaklarından makas alacak, burunlarını mıncıracak biçimde hissediyorum.
Wikipedia sayfasına göre pasapsikoloji uzmanlarının (Parapsikoloji uzmanı: Discovery programlarında kameraya kaşlarını kaldıran yalnız ruh) “Yirminci yüzyılın en önemli ve gizemli olaylarından biri,” olarak değerlendirdiği bu fenomen şu: İspanya’da bir ev var. Derken evin duvarlarında naif çizgilerle çizilmiş, masum ifadeli suratlar beliriyor. Kimin çizdiğini bilmiyorlar. Bélmez suratlarının arasında yukarda gördüğünüz tatlış dışında bir adet masa teyzesi var:

Ve ayrıca da böyle huysuz bir tombiş:

Ne güzel valla. Evde otururken tak! Mobil arkadaş. Tabii sonra doksanlarda bütün neşekaçırıcılar eve üşüşüp çizimlerin el yapımı olduğunu ispatlamışlar. Kimin yaptığını bilmiyorlar ama el yapımı olduğu belli. İyi halt etmişler. Biz de az buçuk tahmin ediyoruz ki delinin biri geldi de duvarları boyadı diye, orada bir hayal duvarlara tutunmaya çalışıyor. İyi yaptınız. Tarih sizi rasyonelliğin sakallı askerleri olarak hatırlayacak ama bayramlarda aramayacak. Ne olurdu insanlar gizli gizli eve gelip gitmeye devam etseler, duvarlara içlerini dökseler? Ne var ki?
Bu arada ben bunları yazarken, yaklaşık iki dakika önce, annemden bir fotoğraf düştü mail kutuma. Fotoğrafta birinci doğumgünümdeyim, omuzlarım devasa beyaz bir yakayla boğulmuş, suratım yusyuvarlak. O gün çikolatayla yeni tanışmışım ve kendisinden hem memnun kalmış, hem korkmuşum. Yüzümde yanlış insanı sevmiş gibi, garip bir ifade var. Sevinçli bir terör. Ağzımda yüzümde de kahverengi lekeler. Tam Bélmez suratı. Yanisi, efsane, neşekaçırıcılara rağmen devam ediyor…